Modernizm Dedikleri Akçaabat’ın Ruhuna Fatiha mı?
Akçaabat denince akla sadece köfte gelmezdi eskiden; o meşhur Salı Pazarı, şehrin atan kalbi, sofraların bereketi ve komşuluk hukukunun senet sayıldığı bir meydandı. Ancak gelinen noktada görüyoruz ki, modernleşme adı altında atılan adımlar, Akçaabat’ın sosyal dokusuna ve yerel ekonomisine vurulmuş en büyük darbe haline geldi.
Eski Pazarın Ruhu, Betonun Soğukluğuna Kurban Edildi
Meyve pazarının önce eski balıkhane civarına, ardından "Kadınlar Pazarı" içinde bir yerlere sıkıştırılmaya çalışılması, Akçaabat’ın o muazzam pazar havasını yok etti. Hamam Çimeni İş Merkezi içerisinde kocaman bir boşluk dururken, orayı modern ve işlevsel bir meyve pazarına dönüştürmek çok mu zordu? Elbette hayır. Ancak vizyonsuzluk ve "eften püften" bahaneler, halkın yararına olan bu projeyi rafa kaldırdı.
Belediyeciliği sadece sahil düzenlemekten ve kaldırım tamir etmekten ibaret sanan anlayış, ne yazık ki sosyal belediyeciliğin yanından bile geçemiyor. Veri yok, istatistik yok, öngörü hak getire! Sonuç mu? Bir zamanlar altı ili besleyen, bereket fışkıran Akçaabat, bugün kendi karnını doyurmakta zorlanır hale geldi.
Üretici Kadınlar Perişan: Tabureleri Bile Yok!
Bugün Salı Pazarı'nın kurulduğu alana gidip bir bakın; manzara tam bir utanç tablosu. Binbir emekle üreten, ev ekonomisine katkı sağlamak için toprağı tırnaklarıyla kazıyan o emektar kadınlarımız, hala soğukta ve ayazda sahipsiz bırakılmış durumda. Yerleri belli değil, bir düzenleri yok; hatta oturacakları bir tabureleri bile çok görülmüş!
Modern belediyecilikten bahsedenler, bu şehrin asıl yükünü çeken kadınların perişanlığını görmezden geliyor. Soğuk betonun üzerinde, rüzgarın ortasında ekmek kavgası veren bu annelerimize bir çatıyı, insani bir çalışma ortamını reva görmeyen zihniyet, hangi sosyal belediyecilikten bahsediyor?
Üç Harfli Marketlerin Kıskacında Bir Şehir
Pazar yerlerini şehirden söküp atmak, esnafı ve vatandaşı "üç harfli" market zincirlerinin insafına terk etmektir. Eskiden insanlar meyve pazarından alışverişini yapar, çıkışta küçük esnaftan, bakkalından diğer ihtiyaçlarını giderirdi. Şimdi ise sebze-meyvede tekelleşme zirve yapmış durumda. İki yerel marketin sırtına binen fiyat rekabeti, Akçaabatlıya diğer illere göre çok daha fahiş fiyatlar olarak geri dönüyor.
Serbest piyasada esnafını koruyamayan, pazar yerini bir "yük" olarak gören bu yönetim anlayışı, halkın ocağına incir ağacı dikmiştir. Pazar dediğiniz yer, sadece alışveriş mekanı değildir; nefes alınan, veresiye defterinin döndüğü, sosyal yardımlaşmanın sessizce yürüdüğü bir can damarıdır. Bu damarı kestiler.
Enkazın İmarı Zor Olacak
Bina yaparak modernleşeceğini sananlar, altyapının ve sosyal yapının bu yükü kaldırıp kaldıramayacağını hesaplamadan iş yapıyorlar. "Gönül Belediyeciliği" sloganıyla yola çıkıp, halkın gönül bağını koparanlar, ellerinde büyük bir enkaz bıraktılar.
Şehri yeniden inşa etmek, binaları dikmek kolaydır; ancak yıkılan o sosyal dokuyu, güveni ve pazar kültürünü tamir etmek yıllar alacaktır. Şurası kesin: Bu hatalı uygulamaları savunanların bıraktığı boşluğu doldurmak için gelecek olan kadroların işi hiç de kolay olmayacak. Akçaabatlı, modernizm maskesi ardındaki bu kapitalist teslimiyete daha ne kadar tahammül edecek? Zaman ve sandık, bunu en iyi gösteren ayna olacaktır.
Selam ve selametle Osman LERMİOĞLU