Akçaabat'ı sağcı görünüşlü laikler mi idare ediyor? Böyle bir görüş ileri sürdü değerli bir arkadaşım ve ekledi: "Köylü olan ya da Çınarlık'tan yukarı kim, belediye başkanı olabildi?" dedi. Ben de düşündüm, hatırlamıyorum dedim. Hatırladığım kadarıyla dört belediye başkanını biliyorum: Rahmetli Cavit Doksanbir ve Hacı Emin Hacımusaoğlu, Allah uzun ömürler versin; Şefik Başkan ve Osman Nuri Ekim Başkanım. Onlar da köylü değildi, dedim. Ben de onayladım. Şunu ekledi:
"Akçaabat'ta seçilen başkanların destekçilerini sağcı laik diye de tanımladı." Enteresan buldum bunu. "Seçmen bazında değil," diye de ekledi. Seçilenlerin de bu ekolden geldiğini ifade etti. Belediye başkanı olarak, hiç Lefka’dan yukarıdan bir kişi Akçaabat’ta belediye başkanı olmamıştır. Olabilir miydi? Son dönem seçimlere katılan adaylara baktığımızda köylü diyeceğimiz bir aday çok fazla yoktu. Seçime girenlere de bu gözle bakmadığımız için doğru analiz ederek değerlendirilmemiş olabiliriz. O zaman akıllara şöyle sorular geliyor:
Akçaabat’ı bu zamana kadar kim ya da kimler yönetti? Hiç düşündük mü? Kim ya da kimler? Kimimiz belediye başkanı, kimimiz kaymakam, kimimiz dönemin siyasi parti başkanları, kimimiz de Akçaabat’ta söz sahibi olan servet sahibi belli kişiler… Baktığımızda köylü ya da köyde oturup da temsil makamında kimse; belediye başkanı olabildi mi? Soruyu şöyle soralım mı? Akçaabat’ı hiç köylü olan bir belediye başkanı yönetti mi? Maalesef, bildiğim kadarıyla hatırlamıyorum!
Bunun nedeni ne olabilir? Bir köylünün Akçaabat’ı iyi idare edemeyeceğinden mi? Yoksa Akçaabat’ı bir köylüye teslim etmek istemeyen sağcı laiklerin istedikleri mi buna mani olmuştur? İlçemizde sağcı olup da laikliği elden bırakmayan insanların taleplerine evet diyoruz. Onlar istiyorlar, biz seçiyoruz. Bu istedikleri kişiyi bize seçimle onaylatıyorlar. Sonra biz seçtik diyoruz. Bazen hasbelkader seçtiğimiz bu adamlara gidip istek ve talepte bulunuyoruz ama hiç dediğimiz olmuyor.
Çünkü köylü seçmen sadece tasdik makamı olduğu için, bizim isteklerimizin bir önemi de bulunmuyor. Bu makamdan yol, su, arada iki kepçe ya da kum, az da asfalt aldık mı iş görmüş sayıyoruz kendimizi. Aslında bunların yapılması istek değildir. Hal böyle olunca senin taleplerin genel ve eldeki imkanlarla yapılırken, başkalarının istekleri özel ve zenginliğe zenginlik katacaksa o alanlara kimse giremiyor. Girecek olan kişiler bellidir. Sana gelince çay söylenir, iki laklak ile gönül alıcı sözlerle gönlün okşanır ve baharı beklerken bakarsın ki onlarca kış gelmiş geçmiştir, dedi bu işlerle meşgul olan arkadaşım.
Akçaabat’ta, temsil de bir köylüden yana tavır gösteremeyen, istediğini seçemeyen seçmen; önüne konulan kişiyi sadece oynuyor. Köylü yine köyünde sadece yol bekler…
Kendinden olanı seçemez...
Çünkü o hep köylüdür. Ne anlar bu işlerden der! Kendi kendine… Kendini küçümser, kendinden olanı da değersiz görür…
O makama layık bulmaz, özünde kendini.
Der ki: “Üstüne kömre kokusu sinmiş bir kişi o makama oturacak!” Kafasında bir türlü oturtamaz onu o koltuğa... Zordur onun için kendini o koltuğa layık görmesi...
İnşallah bir köylü belediye başkanı seçebiliriz. Bu anlattıklarım Akçaabat özelinde olsa da memlekette durum bundan pek farklı değil.
Gösteriş, riya, yalan dolan ile milleti aldatan siyaset doğru işler yapmıyor... Siyasiler bakın nasıl işler kotarıyor.
Savurganlığın böylesini hiç görmedim. Buna da değinmeden yazımı sonlandırmak istemedim. Şimdi sizlere bir konuyu paylaşacağım, pes dedirtecek bir konu.
Güler misin, ağlar mısın?
Mübarek Ramazan ayındayız. Herkesin Ramazan-ı Şerifi mübarek olsun!
Her Ramazan olduğu gibi belli yerlere iftar çadırları kuruyoruz ve bunlara belli bütçelerden paylar ayırıyoruz. İftar çadırlarına karşı olmamakla birlikte, bazı uygulamaların israf, müsriflik ve gösteriş olduğunu söylemeliyim. Seçilen yerlerin neye göre seçildiği ve belirlendiğini kamuoyu bilmek istiyor. Her yere Ramazan çadırının kurulmasını doğru bulmamakla birlikte, Trabzon Üniversitesi'nde üniversite yönetimi onaylı Büyükşehir Belediyesi iftar çadırı kurmuş, öğrencilere iftar veriyor, bunu anlarım. Büyükşehir Belediyesi’nin buraya çadır kurmasını doğrusu anlayamadım, neden mi? Bu görünüşte güzel bir davranış, insani bir yaklaşım gibi gözüküyor da; işin arka planına baktığımızda, yahu insanın aklına şu geliyor: Yurtlarda zaten yemek bedava veriliyor. Bir şey vereceksen yurtlar üzerinden verebilirsin. Belediye olarak gidip buraya bir de sen iftar çadırı açarsan, israfa çanak tutarsın.
Şöyle diyebilir bazıları, "Bunu da yapmasın mı?" Elbette yapacak ama böyle olmamalı. Biz de bu yapılan hatalı işin sebep olduğu hatayı izah etmeyelim mi? Yurtlarda yapılan yemekler çöpe dökülüyor, yazık günah değil mi? Sen iyilik yapacağım derken ortalığı bulandırıyorsun. Bu israfın hangi boyutta olduğunu açık bir göstergesi. İş bilmezlik, plansız ve programsız işler. Buralara dökülen paralara yazıktır, günahtır. Bu paralar vergilerden geliyor, vatandaşın hizmet beklerken böyle israflık işleri; doğrusu doğru bulmuyorum.
Daha güzel yarınlara!
Selam ve Selametle, Osman Lermioğlu