Biraz çay kaynatalım mı?

BİRAZ ÇAY KAYNATALIM MI?

Seçimler yaklaşıyor ve zamanı geldiğinde bizler de bir tercih yapacağız. Yapacağız ama acaba bu tercih, bizim gerçek niyetimizi sandığa yansıtacak mı? Ülkemizin mevcut şartları ve yeni gelişen ya da gelişecek olaylar, oy verme sürecine ne kadar etki edecek?
Bu konuda uzun süredir düşünüp gözlem yapmaktayım! Her kesimden farklı insanlarla konuşup bazen o tarafı bazen bu tarafı tutar gibi söylemler tercih ederek nabız yoklaması yapmaktayım. Öncelikle şunu belirteyim; tamamen politize olmuş durumdayız. Gerçek manada ülkenin derdi ile dertlenmek yerine dar alanda kısa paslaşmalarla hem kendimizi hem de karşımızdakini alt etmeye uğraşıyoruz. Yavuz hırsız ev sahibini bastırır misali... Takdir etmek bir yana dursun her şeyde kusur arayarak buralardan siyasi menfaatler elde etmeye çalışıyoruz.
Geçenlerde arkadaşlarla bir çay sohbeti yaptık. Uzun zamandır görmediğim bir dostumun beni görmesi ile hem hasret giderdik hem de siyasi konulara şöyle bir değindik. Konu siyaset olunca muhabbette haliyle koyu oluyor. Selam sabah faslını geçtikten sonra çaylar geldi, başladık muhabbete. İktidar muhalefet kavgası ile ısınma turunu attık. Ama ne ısınma turu! Başköşedeyim iktidarım ama benden daha fazla eleştiren yok. Arkadaşımın karşısında bir arkadaşı değil de sanki Cumhurbaşkanı ya da onun temsilcisi oturuyor. Arkadaşım öyle konuşuyor öyle bir havası ve tavrı var ki sanırsın Cumhurbaşkanına hitap ediyor. İşin içine konuya kulak misafiri olup açık oturuma katılır gibi heyecanla dâhil olanlar da girince muhabbet fokurdamaya başladı. Kaynayan bir şey de yok ortada, sadece laf ebeliği… Amaç sadece saldırmak! 
Çünkü 60 yıldır bu ülkede seçmen algılarına yönelik çalışmalar yapılıyor ve algıların değiştirilmesi için yoğun bir karşı çaba harcanıyor. Fikri altyapımızın giderek zayıflamasını bu muhabbette net bir şekilde görebiliyorum. En hazini de bu durum, üzüldüm. Geçmişte güçlü olan entelektüel birikimimizin bu kadar sığlaştığını görmek üzücü... Muhalefetin içinde bulunduğu durum üzücü… Geçmişe bakıyorum, yakışmıyor. Muhalefetin hedefi, iktidarı seçimle sandıkta yenebilmektir. Tüm çaba seçmen kazanmak üzerinedir. Oysa bizim muhalefet seçmen kazanmak yerine aba altından sopa gösteriyor. 
Arkadaşıma bir soru sordum: “Desteklediğin partinin kaç tane toplantısına katıldın ya da bu desteklediğin parti kaç tane il ya da ilçe toplantısı düzenledi?” Cevap “hiçbirine katılmadım ve bu dediğin toplantı hiç yapılmadı.” Devam ederek yine sordum; “bu parti sahada ne kadar var? Sen sokakta gezdiğinde bu partiyi ne kadar görebildin?” Dedi ki “hiç görmedim.” Sorulara devam ettim. “Peki, kurulduğu günden bugüne sen bu partiye kaç defa gittin? Dedi ki “hiç gitmedim.” Şimdi soruyu siz değerli okuyucularıma soruyorum. Sizce bu arkadaşım tuttuğunu iddia ettiği partiye ne katkı sağladı? Nasıl bir katkı sunabilir, bütün içerisinde kendini ne kadar var edebilir? Sizce seçmeninden böylesine kopuk bir parti, bu ülke sorunlarına ne kadar çözüm üretebilir? Seçmen olarak bizler böyle bir partiye ne kadar güvenebiliriz? 
Koşullar, şartlar ve pek çok bileşenin oluşturduğu baskılar, yönlendirmeler sonucu ortaya çıkan fikirler, düşünce dünyasının zenginliği siyasete yansıtılamıyor. Bu şartlarda sığ ve zayıf yapılar ayakta kalabilir mi? 
Siyasi partilerimizin daha verimli, en azından iktidarın yaptığı çalışmaları örnek alarak çalışmalar yapması içyapılarında değişimlere, gelişmeye neden olabilir. Üye / seçmen, parti / seçmen algılarında değişimler Cumhur İttifakı gibi çalışarak elde edilir. Ana akım neden AK Partiden yana çalışıyor? Çünkü AK Partinin başı çektiği Cumhur İttifakı, sosyal ve siyasi alanlarda halka yönelik üretimler yapıyor. Parti içi toplantılar, panel ve seminerler ile parti içinde sürdürülebilir bir eğitim çalışmasıyla politikalarını, söylemlerini merkezden yerele taşıyorlar. Bunun sonucunda kaynaşma sağlanıyor. 
Bir Cumhur İttifakı mensubu ile bir Millet İttifakı mensubu yan yana geldiğinde neler konuşabilirler? İç ve dış siyaset, eğitim, ekonomi, adalet gibi konularda parti politikaları doğrultusunda programlarını tartışabilirler. Bizlerde bu durumda partileri mukayese edip partilerin programlarını inceleyerek kimin daha iyi bir Türkiye tasavvur ettiğini görebiliriz. Bir başka kıstasta söylem ve eylemlerde tarafların samimiyetini de görmüş oluruz.
Sohbetimize dönecek olursak slogan biçiminde cümlelerle güya sıkıştırıyorlar. Muhalefet mensupları her AK Partiliyi bir Erdoğan gibi görüp saldırıyor. Siyasi güç olarak en büyük rakipleri Cumhurbaşkanımız olunca bu kaçınılmaz oluyor. Hücum edenlerden bir tanesi şahsıma ekonomi dersi vermeye başlayınca; “Orada bir dur” dedim. “Bir tane fabrikayı idare edemediniz de bu ülkenin ekonomisini nasıl idare edeceksiniz?” Bir duraklama olunca çaylar tekrar tazelendi ortam bir duruldu. İyi ki çay var. Bu sayede düşmanca cümleler bir kenara konulup çay kadar sıcak ve samimi arkadaşlığa dönüldü. Herkes muhasebesini yaparken çaylardan son yudumlar alındı. “Hesabı yok sen ödersin yok ben öderim” tartışmasıyla hesaplar da ödenince helalleşerek ayrıldık.
Şartlanmış ve güdülenmiş beyinlerle düşünce dünyamıza zenginlik katamadığımız sürece bizim hayallerimiz kısır bir Türkiye tasavvurundan öteye gidemez. Muhalif arkadaşlarımızın siyaset, particilik, beşeri ilişki alanlarında kendilerini geliştirmeleri gerekmektedir. Aksi takdirde çay daha çok kaynar ama bunların çorbası kaynamaz.
Selam ve selametle…

 Osman LERMİOĞLU

YORUM EKLE